iletişim

sezgihan@msn.com

+ itilaf - istanbul - 2009



dökülen yapraklarda  sevgiyi aradığımız
erken gelen akşamın ve soğuk rüzgarların mevsimi.


bu gün ; ''Bisiklet değişimini başlat iklim değişimini durdur'' etkinliği için sultan ahmet meydanına arkadaşlarımın yanına gitmek için evden çıktım . bisikletsiz tabii , çünkü hastayım ve bu gün bisikletsiz başka bir programım var.

meydana vardığımda , yağmura rağmen katılımcılar bir araya gelmeye gayret göstermişlerdi. cydneyli arkadaşlarımda oradaydı .

cydneyli bir arkadaşım

mehmet ve çetin .


bisikletli gurup sultan ahmet meydanından ortaköye varmak için hep beraber yola çıktı .

( fotoğrafı çeken: görkem akpınar )





onlar gidince , ben de yeni fotoğraf ve yürüyüş arkadaşımı beklemeye başladım .

buluşup hoş beşten sonra yürümeye başladık . aptal aptal sanki ilk defa buralardan geçiyormuşuz gibi yaparcasına etrafa bakındım. gülhane parkına gelince, arkadaşım utana sıkıla çantasından 5 kiloluk fotoğraf makinesini çıkarıp bir şeyler çekmeye başladı . acayip makineydi he . denklanşöre basınca obcektif zırt zırt diye ileri gidip geliyor, netleme için kendini paralıyordu ve sonra çılarkkk! çılarkkk! diye fotoğrafları patlatıyordu .biz çok gördüktü böyle uzayımsı makineler . hele fotoğrafları görelimdi .

bende boş durmadım heralde , yaprakların fotoğraflarını çekesim geldi ,  havuzun oralara gittim .


bu fotoğrafları çektim . ben blog yazarıyım kardeşim , öyle makine benim neyime diye konuşmaya başladım kendi kendime , çılarkk! çılarkk! diye sesler geliyordu kulağıma .

sabah kahvaltı da bir elma yediğimden  ve bir haftadır hastalıktan zayıf düşen vücudum yoruldu hemen . arkadaşlarım bende deli enerjisi olduğunu söylüyorlardı ama bende gördüğünüz gibi tırtladım . bağırsaklarımda bir tribal durumlar var ama bu gün biraz daha iyiyim . arkadaşıma ben yoruldum diyemedim tabii , çantamı kurcalayıp şeker aradım , yenihayat ile beraber aldığımız bu küçük meyveleri buldum ama onlarda ben gibi tırtlamışlardı . yoruldum yerine , acıktım diyiverdim ama canım hiç bir şey yemek istemiyordu .



yemek için lokantalar dolaştık , en sonunda , gaz yapmayacak , baharatsız yemekleri yiyebileceğimiz bir yer bulduk . yemek yerken durumumdan ecükün arkadaşıma da bahsettim . ah canım ,vah cicim yaptı biraz .

sonra yine yürümeye , dolaşmaya başladık .





belli etmeden isteksiz isteksiz bu fotoğrafları çektim .





eminönü yeni camii merdivenlerinden bu vapuru zumladım . deneme amaçlı . fena olmamış bence . benim makineme göre çok bile .




sonra galataya doğru yürüdük . harbi fotoğrafçı galata da belli olur dedim kendi kendime . ayrıca köprüde bol balık var , yem olarak karides ve kurt takıyorlar . boş yok kardeşim atan çekiyor bir iki tane . fisbuklarda tarım taklavat zımbırtısında zaman çürütmektense , köprüde balık tutmak daha iyidir bence . poke yapıp arkadaşını dürtüceğine git köprüde balık tutmaya gelen yurdum insanları ile muhabbet et . sigara iste , çay ısmarla , oltalar birbirine karışınca ekip çalışması nedir , sabır nedir onu öğren , bekle , üşü , bulutları , martıları , vapurları izle . fisbukta, al gülüm-ver gülüm yapmak varken kimin s..nde dimi bütün bunlar . doğru sizde haklısınız . sıcacık ev varken mal mısınız bu soğukta köprüde dikileceksiniz dimi . doğru . hem bana ne girip çıkıyor dimi . o da doğru tabi .



köprüde en çok oraya gelen insanarın ayakkabıları dikkatimi çekti . hepsi suyu yemiş , çoğuda kösele ayakkabı giyiyor , incecik tabanlı , başka ayakkabın yok mu kardeş ? diye de soramıyorsun ki. en azından kalın lastik tabanlı bir ayakkabı daha rahat olabilir ama varsa , yoksa adam ne yapsın . ben çok akıllıyım ya , heralde akıllarına gelmiyordur diyerek bir tanesi ile sohbet ederken bu konuyu açtım . ağzımın payını alıp sustum . anlamak zor olabilir ama hissetmek zor değil burada.



insan fotoğrafı çekmektense , karidesten yemleri , onları parçalamak için kullanılan çakı ve benzeri aletü edevatları çekmeyi denedim .

ama gözüm yine kösele ayakkabılara takılmaya başladı , ayakları üşüyenler , bir ayağının üzerinde dikilip , diğer ayağını dizine dayayıp üşüyen insan hareketini yapıyordu .

o arada yanımdaki balıkçılardan biri büyükçene bir izmarit balığı çekti yukarı ve oltanın iğnesinden , üşümekten tutmaz hale gelen parmaklarından dolayı, balığı zorla ayıkladı . meğer amacı iğnede takılı olan yemi de kurtarmakmış . iğneyi kurtarıp yem balığın boğazında kalınca, bastı küfrü. avucundaki balığı sıktı . hayvan yemi yuttuğuna bir kere daha pişman olduğunu göstermek için pek çaba harcamadı .




boğazdan rüzgar sert sert , buz gibi esiyor , benim gözüme suyu çekmiş kösele ayakkabılar takılıyordu .

şarap şişesi mantarı ve balık .






yağmurlu soğuk günlerde , galata köprüsüne balık tutmaya giden kösele ayakkabılı güzel insanlar .






bütün bu fotoğrafları köprüde dura yürüye , sohbet muhabbet çekerek kuledibi ne geçtik . bu gün hava zaten kapalıydı , ışık kötü olunca fotoğraf ta olmuyor , akşam karanlığı çökmeye başlayınca fotoğraf işine son verip makineleri çantalarımıza salladık . günün finalinde bir film izlemeye önceden karar vermiştik .

  tarık zafer k.m. de zeki demirkubuz filmleri gösterilecekti bu ay boyunca . biz de bu filmlerden ilki olan  itiraf isimli filme gittik . fakat film yerine festival belgesellerinden biri dönüyormuş . bu hafta böyleymiş . 12-13 aralıkta filmi tekrar döndüreceklermiş. 


gösterim saatleri : 


14.00-16.30-19.00
pazartesi günleri film yok .
tam 3.50 - öğrenci 2.50 tl . 


diğer filmler : 
  • bekleme odası - 15 - 20 aralık
  •    kader       - 22 - 27    aralık 
  • masumiyet -29 aralık - 3 ocak

sonra evlerimize döndük . 


"- insanın zaten bildiğini anlatmaya gerek duymam. 12 eylül’ü birebir yaşadım. bu ülkede çok büyük işkence görmüş az sayıdaki insandan biriyim. ama yaşadıklarım bende hiçbir iz bırakmadı. tüm bunların neden olduğunu biliyorum çünkü. askerlerin darbe yapmasını, işkence yapılmasını anlayamayacak ne var? asıl derdim, bunu insanlara hangi içsel dürtülerin yaptırdığı olabilir, o kadar. yargıç değilim, hak aramıyorum. anlamak zorunda olan biriyim. nietszche’nin dediği gibi yüksek ve soğuk bir dağda yalnız kalırsak anlayabiliriz her şeyi."

zeki demirkubuz


+